28.04.2012

Reeder'a ilan-ı aşkımdır!






NERDEN ÇIKTI
Çok seyahat ediyorum ben. Bir sırt çantam var, görseniz tiksinirsiniz, yırtııık, piiiis! Hermione'nin çıkını gibi, istiap haddi yok. İçine tıktığım herşey sığıyor, o kadar ki bu durum fizik kurallarına sığmıyor! Bir eksiği var yalnız, herşeyi birarada tutabilse de ağırlıklarını azaltmıyor. Sonuçta yolculuk boyunca okunacak dergilerin, kitapların -of, kitapların!- ağırlığı benim omzumda!
Ben e-book teknolojisini meğer parlak ekranlarda gözlerim yorulduğu için sevmiyormuşum. E-ink'e başından beri burun kıvırmadan bir deneseymişim keşke... Dokunmatik bir ekran gerçekten de kitap sayfası gibi gözükebiliyormuş. Bir duvarı kaplayan kitapların tamamı 150-200 gramlık bir alete sığabiliyor, bu aletin şarjı yalnızca sayfa değiştirilirken harcandığı için haftalarca idare edebiliyormuş. E-kitap okuyucular canmış meğer!
Personal IT-genius, whizz-kid Fiona önerdi, gözüm kapalı edindim. Tabii ki çok sevdim. Çok sevdim! En eski teknolojiyi kullanıyormuş gibi görünen "zımbırtım" en sevdiğim şu anda! Bu yüzden porselen bebek muamelesi yapıyorum sanırım. E elbise diktim işte! :)
Kılıf çıkmıyor Reeder'ın içinden. Başta ekran olmak üzere korunmasını sağlayacak bir kılıfa ihtiyacı vardı. Keçeden yapma fikrini bir arkadaşımın kendi e-kitap okuyucusuna diktiği kılıftan aldım. Tasarımını ise babamın 20 yıl önce aldığı ilk klavyem, hayatta çok çok sevdiğim ilk elektronik aletten... Fakat tuşların tasarımın ötesinde bir işlevi var: Ekranın üstüne denk gelen bölgede çift, yer yer üç kat koruyucu keçe tabaka oluştu böylece. Form and function are one!

16.04.2012

Light Coke "Blossoms"!

Söz verdiğim hızlı vazo bu işte...



MALZEMELER
1,5 litrelik cola şişesi
Renkli, eğlenceli soket çorap
Kurdele
Makas


Bazılarınız biliyorsunuz. Ben damardan light colayla yaşıyorum. Mümkünse çok soğuk, bol buzlu ve gazı biraz kaçmış olmalı! Bu yüzden evde daima bitmeye yakın 1,5 litrelik şişelerim var (reklam mı alsaydım Coca Cola’dan aslında ne yapsaydım bu post için? :P ) Evim de küçük olduğu için az sayıda vazom var, onlar da küçükler. Uslanmıyorum, reddediyorum gidip makul bir vazo alıp anne gibi “büfe”nin arka tarafına koymayı. Zaten hangi “büfe”nin?! :)
Bu yüzden geçtiğimiz hafta misler gibi bir buket geliverince her zaman yaptığım şeyi yaptım. O yarım şişelerden birini üç saniye içinde tüketerek aldım makasımı elime cola şişemi etiketin üst hizasından kestim. Etiketi söktüm, gittim renkli çoraplarımın arasından uygun bir tane seçtim, şişeye giydirdim. Sonra buketin üstündeki kurdeleyi çözüp (bu da non woven’dı, güzel bir malzeme bence non-woven) faux vazoma bağladım, içine su doldurdum, işte şeker-aspirin ikilemi filan derken, o kısmını zaten biliyorsunuz, çiçeklerimin içine cuk oturduğu bir vazo çıktı.

Hadi hadi iyisiniz yine, kapaklar biriksin, tekerlekli sandalye kampanyasına; şişeler vazo olsun, yaşasın istifçi ruhu! :P

Hı işi bitince çorabı çıkarırsınız, bir atıp yıkarsınız, deforme de olmuyor, mis gibi :)

5.04.2012

İyi Kalpli İnsanlar için Paskalya Tatlılığı - Happy Easter...

Salyangoz mu satıyorum? Olabilir :) Ama çok eğlenceli!

NERDEN ÇIKTI?Bizim bayramlarda evde olamadığımda bana kendimi evde hissettiren tatlı insanlar var. Yemeğe çağırıp Türk yemekleri yapmaya çalışan, ailem yanımda olmasa da dostlarım var dedirten, babaannem öldüğünde helvasını yiyip “may she rest in peace” diyen, kendi dillerinde dua eden, mırıldanan… Şimdi onlar gidemiyor ailelerinin yanına… Yarın Good Friday, Pazar Easter Sunday, Pazartesi günü bana geldiklerinde evde hissetsinler diye yaptım bütün bunları…

Bıldırcın yumurtası şeklindeki çikolatalardan aldım. Haftasonu da bir miktar macaron alacağım… Acayip yemekler yapmıyorum-yapamıyorum, macaron yapamadığım da artık tescillendi evet, ama brownie’de iyiyim, onu sıraya koydum… Tuzlu bir şey de lazım… Pişi yapsam paskalya geleneklerini değiştirme şansımız ne olur dersiniz? :P

4.04.2012

Orta Sehpam, Değiş, Dönüş!

ZORLUK DERECESİ




ÖNCE - SONRA













NERDEN ÇIKTI

Diyorum ya, öğrenci evinden kalma çok şeyimiz var... Ben eşyaları kolay atabilen bir insan değilim, ama onlardan sıkılıyorum... Onlardan sıkılmasam verdikleri havadan sıkılıyorum. Canım başka bir tarzı çözmek, ayrıştırmak, analiz etmek ve tamamen hakim olup kullanılmış bir mendil gibi onu da bir köşeye atıvermek istiyor. Evime sorun, çok riyakar, çok güvenilmezim bu konuda...

Sehpalarımız vardı.. Hikayeleri vardı o sehpaların. İki arkadaşımız önce aşık oldu, sonra birlikte yaşamaya başladı, birinin eşyalarının bir kısmı boşta kaldı, biz o sırada yeni bir eve taşındık, ev eşyalarımıza büyük geldi, belki biraz da büyüdük o sırada bilemiyorum, orta sehpamız ve eskortları geliverdi. Ama en sevimsiz sarı-kahve tahta rengideydiler... Göz yumduk. Üstüne kahvemizi koyuyorduk, kitaplarımızı koyuyorduk. Bira şişelerini bardak altlığı olmadan gezdirdiğimiz günlerdi. Sonra biraz daha büyüdük. Hep büyüyoruz zaten niyeyse... Neyse, 37 ekran televizyon olmaz dedik, çünkü artık televizyon seyrediyorduk... Güzel, büyük bişey alalım dedik. Biz büyüdük, o da büyüsün... Ben "kat'iyyen" izin vermedim o yeni televizyonun boş bir duvarın önünde durmasına, bir tv ünitesi çizdim, gittik yaptırdık... Maun ve beyaz lake... füme camları bile vardı! E ama orta sehpanın bebek kakası rengi ne olacaktı? "Ikea'da" dedi bir kaç ses birden, "çok güzel, hem de çok ucuz orta sehpalar var, görsen bayılırsın..." Bakıştık sehpayla.. "Yok" dedim, "bu sehpa kalsın"... Hı üstündeki yuvarlak yuvarlak bardak izleri gitti zımparalayınca ama o hala daha önce yaşadığı evlerin, tanık olduğu dostlukların, sabahlamaların, sıçtın mavilerinin, üstünde çalışılan arkadaş notlarının, yenen uyduruk pizzaların, evimize giren çıkan herkesin herkesin izini taşıyor... Vazgeçmemeyi tercih ettim işte... Sebebi bu :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...